Erdoğan’ın Moskova ziyaretine genel bir bakış
Başbakan Erdoğan’ın 15-17 Mart tarihleri arasında gerçekleşen Moskova ziyareti, beklendiği gibi birbirinden önemli gelişmelere sahne oldu. Son yıllarda Türk devlet adamlarının Moskova’ya, ya da Rus devlet adamlarının Ankara’ya yaptıkları ziyaretler, öyle gelişmelere ve yeni işbirliği anlaşmalarına sahne oldu ki, artık her iki ülkenin kamuoyu da, ilişkilerin geldiği nokta açısından bu olağanüstü durumu benimser bir hale geldi. Aslında, Başbakan Erdoğan’ın bu ziyareti, yeni anlaşmalardan çok eski anlaşmaların meyvesini toplamak, daha da ötesi mevcut yakınlaşmayı daha da tahkim etmek üzerine kuruluydu diyebiliriz.
Erdoğan’ın Moskova’da gerçekleştirdiği ve Türkiye’nin sıradışı iç gündemi arasında kaynayıp gitse de, her biri tek başına haber değeri taşıyan bu ziyaretler, Türk-Rus ilişkilerinin geldiği nokta açısından çok önemliydi. Ziyaretin ilk günü yani 15 Mart’ta, Moskova’daki Uluslararası Ticaret Merkezi’nde gerçekleşen Türk-Rus İş Forumu’na Başbakan Erdoğan bizzat katıldı ve işadamlarının sorunlarını dinleme olanağı buldu. Forum’da yapılan konuşmalarda, gerek Başbakan Erdoğan, gerekse Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı İgor Seçin tarafından yapılan, iki ülke arası ticarette ulaşılması hedeflenen 100 milyar dolarlık ticaret hacminin yakalanmasına ilişkin ısrarlı vurgu dikkat çekti. İki ülkenin ticari ilişkilerinin bu noktaya varmasından da öte, geleceğe ilişkin vizyonun, her iki ülkenin siyasi iradesi tarafından bu denli desteklenmesinin, sadece söylem bazında bile çok önemli ve ilişkilerin ilerlemesinde itekleyici bir unsur olduğu çok açıktır. İkili ekonomik ilişkilerde en önemli gelişmeler, önümüzdeki yaz aylarında artık vizelerin de kalkmasıyla artacak olan karşılıklı turist akışında görülecek. Bunun yanı sıra, değeri 32 milyar doları aşan ve sayıları da 1200’ü geçen tamamlanmış inşaat projelerinden sonra, bekleyen yeni işbirliği anlaşmalarının da sağlanmasıyla, Türk müteahhitlerinin yüzü Rusya’da daha da gülecek gibi görünüyor.
Bu toplantının bir diğer gündem maddesi ise, Mersin Akkuyu’da kurulacak olan Nükleer Santral meselesiydi. Bu konuda, Japonya’daki nükleer santralde gerçekleşen sızıntının yükselttiği nükleer karşıtı söylemin, Türkiye kamuoyunda oluşturduğu hassasiyetlerin giderilmesine yönelik bazı ek talepler bizzat Başbakan Erdoğan tarafından dile getirildi.
Ziyaretin ikinci gününde ise, 2010 yılının Mayıs ayında imzalanan uluslararası bir anlaşma uyarınca oluşturulan ve ekonomik-ticari konularda ortaya çıkan meselelerin en üst seviyede ele alınmasını ve çözüm yollarının belirlenmesini amaçlayan Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin (ÜDİK), ikinci toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantının özellikle TBMM Hükümeti ile dönemin Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti (RSFSC) arasında, 16 Mart 1921 yılında imzalanan ve ikili diplomatik ilişkilerin başlangıcı olarak kabul edilen, Dostluk ve Kardeşlik Anlaşması’nın (Moskova Anlaşması) 90. yıldönümüne denk getirilmesi ise ayrıca anlamlı oldu.
Yine aynı gün, Rusya Federasyonu’nun, Dışişleri Bakanlığı’na diplomat yetiştiren bir üniversite olan, Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Üniversitesi (MGIMO) tarafından, Erdoğan’a fahri doktora ünvânı verildi. Erdoğan’ın burada yaptığı konuşmada, geleceğin Rus dış politikasını şekillendirecek gençlere, Türk-Rus ilişkilerinin geldiği noktayı anlatarak karşılıklı hassasiyetlerin ve iki ülkenin örtüşen dış politika vizyonunun altını çizmesi de ayrıca anlamlıydı.
Önceki ziyaretinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaptığı gibi, Başbakan Erdoğan’ın da ziyaretin son gününü Tataristan’ın Başkenti Kazan’a ayırması, artık bu ziyaretlerin bir teamül haline geleceğinin göstergesi gibi.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan’ın son Rusya ziyareti özetle şunu gösterdi ki, iki ülke arasında sürekli gelişen ekonomik, kültürel ve diğer alanlardaki ilişkilerin ötesinde, Türk-Rus ilişkileri artık siyasi anlamda da birbirine yakınlaşma eğiliminde. Başbakan’ın Rusya Devlet Başkanı Medvedev’le ve sonrasında da Başbakan Putin’le gerçekleştirdiği uzun görüşmelerde, hepsine olmasa da birçok talebine olumlu yanıt aldığı biliniyor.
AB’ye girme yolunda yıllardır üzerine düşen her şeyi eksiksiz yerine getirmeye çalışan, ancak bir türlü istediği nihai hedefe ulaşamayan bir Türkiye’nin, bölgenin başat aktörleriyle istikrarlı ve yakın siyasi ilişkiler kurması her zaman yararlı olacaktır. Bu durum, hem Türkiye’yi oyalayan aktörlerin bazı gerçeklere daha erken uyanmasına, hem de Türkiye’nin bölgede elinin sağlamlaşmasına katkı sağlayacaktır. Başbakan’ın Rusya ziyareti dönüşünde gazetecilere zikrettiği beyanlar da, Türk dış politikasını şekillendiren aktörlerin, bu yöndeki tüm ihtimalleri göz önünde bulundurarak strateji geliştirdiklerini gösteriyor zaten.
Hayreddin Aydınbaş
Gündem Rusya











