Lizbon Zirvesi kimin zaferi?
Kuzey Atlantik İttifakı’nın (NATO) Lizbon’da yapılan devlet ve hükümet başkanları zirvesi, uluslararası ilişkilerde son yıllarda yaşanan zihinsel değişim ve dönüşümlerin, açık ve net bir şekilde görülmesini sağladı. Bu değişim ve dönüşümlerin, sadece NATO üyesi ülkeleri değil bütün uluslararası ilişkiler arenasında yer alan oyuncuların yeni hamlelerini etkileyecek ve belirleyecek boyutta olduğu da aşikar.
Bunun ne anlama geldiğini anlamak için sadece ve sadece NATO-Rusya ilişkilerinin geldiği noktaya bir göz atmak yeterli olabilir. NATO, 1949′da Washington Andlaşması ile kurulduğunda, Sovyet tehdidine karşı özellikle (ABD’nin o zamanlarki ön karakolu) Avrupa’yı koruma altına almayı amaçlayan ve kuruluş felsefesi itibariyle belirli bir ülkeyi ve ideolojiyi (Sovyetler Birliği-Komünizm) hedef alan bir örgütlenmeydi. Kısa süre içerisinde anti-tezini (Varşova Paktı) doğuran NATO’nun, dünya sisteminin çift kutuplu bir yapı kazanmasını hızlandırdığını söyleyebiliriz.
Soğuk savaşın sona ermesi NATO’nun varlık sebebini sorgulatmaya başladıysa da, başta ABD olmak üzere, ittifaka üye ülkelerin bu konsepti bozmamaktaki ısrarı, NATO’yu farklı bir varoluş gayesine doğru sürükledi. 1990′lı yıllarda özellikle sovyet blokundan kopan Balkan ülkeleri ile genişlemeye devam eden ittifak, artık karşısında fiili olarak bir ehemmiyeti kalmayan ve zaten çok kısa bir süre sonra da çözülen Varşova Paktı’na karşı değil, bölgesel çatışma ihtimali taşıyan sorunlu bölgelere karşı bir savunma mekanizması geliştirmek üzere örgütlenmeye başladı. Bu süreçte özellikle sovyet blokundan kopan ülkelerin ittifaka katılımı Rusya’nın tepkisini çekmekte ve tehdit algısının da halen Rusya olarak ele alınıp alınmadığı da Rusya tarafından sorgulanmaktaydı.
Sovyet sonrası dönemde gerçekleştirilen NATO Zirveleri içerisinde Rusya açısından en fazla tepkiye neden olan zirvelerden birisi ise 2008 yılında Bükreş’te gerçekleştirilen zirveydi şüphesiz. NATO’nun ileriye yönelik olarak, Güristan ve Ukrayna’nın ittifaka üyeliğine yeşil ışık yakması, Rusya tarafından etki alanına müdahale olarak algılandı ve bunun bedeli Gürcistan tarafından 2008 Ağustos’unda Rusya’nın Güney Osetya’ya girmesiyle kanlı bir şekilde ödendi. Savaşın neticesinde bağımsızlıkları Rusya tarafından tanınan Abhazya ve Güney Osetya, halen dünyada (Nikaragua ve Venezuela gibi iki istisnai ülke dışında) devlet hüviyetiyle tanınmayan iki toprak parçası olarak varlıklarını sürdürmekteler.
Her ne kadar NATO’nun, Sovyetler Birliği’ne karşı bir savunma örgütü olma kimliğinden, daha genel veya bölgesel çatışmalara karşı (Hazır Kıt’alarıyla) caydırıcı bir unsur ve gerektiğinde asayişi sağlayıcı bir güvenlik örgütü olmaya evrildiği ifade edildiyse de, bu örgütün 2008 Nisan’ında aldığı karara karşı Rusya’nın ortaya koyduğu reaksiyon ve bunun sonuçları tazeliğini koruyan meseleler olarak ortada duruyor.
Bugün Rusya ile NATO’nun füze kalkanı meselesinde el sıkışması, sadece iki sene önce büyük bir savaşın eşiğinden dönmüş iki cephenin el sıkışması olarak mütalaa edilirse, tarihsel süreçte gelinen noktanın önemi daha iyi anlaşılabilir. Elbette bu tek taraflı kazananı olan bir oyun değil. Rusya halen “etki alanı” konusundaki hassasiyetini koruyor. Füze kalkanlarının yerleştirileceği yer henüz belli olmasa da, radarların Türkiye’ye yerleştirilecek olması, Rusya’nın bu hassasiyetini koruduğunun kanıtı. Bu anlamda Türkiye’de günlerdir dillerden düşmeyen diplomasi zaferi söylemlerinin, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya yerleştirilmesi düşünülen füze kalkanları için Türkiye’yi adres gösteren ve bu emeline ulaşan Rusya’da görülmemesi de ayrıca düşünmeye değer. (Rusya’da bugünlerde Ruble-Yuan Anlaşması daha çok konuşuluyor).
Lizbon’da gerçekleşen NATO Zirvesi’nde alınan kararlardan belki de en önemlisi; (Artık Avrupalı müttefiklerin de ekonomik anlamda belini büken) Afganistan’daki NATO kuvvetlerinin çekilmesine ilişkin takvimin ortaya konması aslında. Rusya açısından da dikkate değer bir konu olan ”NATO Birikleri’nin Afganistan’dan çekilmesi” sonrası, bölgede Rusya’nın nasıl bir avantaja veya dezavantaja sahip olacağı da tartışılması gereken konular arasında.
Hayreddin Aydınbaş
Gündem Rusya











