RSS Takip: Haberler | Yorumlar

Nabucco nereye doğru gidiyor? – 2

Yorum yazın

Bir önceki yazıda geçmişine dikkat çekmeye çalıştığım Nabucco sürecinin, bugünü ve yarınına da bu yazıda değinmeye çalışacağım. Son derece yavaş ilerleyen ve ümit kırıcı gelişmelere sahne olan yaklaşık iki yıllık bir süreçten sonra, 2011 yılına Nabucco adına umutlu bir gelişmeyle girmiştik aslında. Ocak ayında Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in, “Nabucco’ya gaz tedarik edebiliriz” açıklaması, Rus medyasında da geniş yankı bulmuştu. Nabucco Projesi’nin gaz tedariki konusunda ek kaynaklara ihtiyaç duyduğu gerçeği halen ortadayken, bu gelişme bir yandan konsorsiyumun genişlemesi, diğer yandan da proje için gaz tedarik edebilecek alternatif enerji kaynaklarının çoğalması anlamına gelmekteydi.

Hem olumlu, hem de olumsuz yanlarıyla beraber, konsorsiyumun genişlemesini önemsiyorum. Nitekim, genişleyen konsorsiyumun sonucu olarak,  her katılımcı ülkeden ayrı yaklaşımlar ve talepler gelebilmekte ve konsensüs sağlama imkanı da azalabilmektedir. Bu duruma örnek olabilecek bir  gelişmeyi hemen geçtiğimiz hafta yaşadık zaten. Konsorsiyumun Avusturyalı üyesi olan OMV’nin Yönetim Kurulu Başkanı Ruttenstorfer, “Şah Deniz yoksa Nabucco da yok. Nabucco’nun varlığı, Azerbaycan’ın gaz tedarikine bağlı” diyerek sinyal vermeye başladı. Ruttenstorfer’in, Nabucco’nun geleceğini 10 yıldan daha uzun bir süredir tartışılan ve işletim giderleri, 23 milyar doları (17 milyar avroyu) bulan bir gaz sahasına bağlaması, konsorsiyumun sahip olduğu işbirliğin niteliğini anlayabilme açısından bir fikir verebilir.

Neyse ki, yakın zamanda projeye yönelik olumlu bir adım da projenin (Kağıt üzerinde) en büyük tedarikçisi Azerbaycan’ın etkili ve yetkili isimlerinden geldi. Azerbaycanlı yetkililer, enerji tedariki açısından Rusya ile Avrupa arasında yapacakları tercihi AB’den yana kullanmayı tercih ederek, Azerbaycan’ın Nabucco içerisinde yer alacağını açıkladılar. Elbette bu konuda imzalar atılana kadar kesin konuşmamak gerekiyor. Ayrıca Nabucco’ya ilişkin ortaya çıkan her olumlu gelişmeden sonra, bir “Rus yetkili” tarafından tedavüle sokulan, “Güney Akım’ın şansı artıyor” vs. gibi demeçleri de unutmayalım.

Geçen yılın ekim ayında, Güney Akım Projesi’nin Türkiye’den çıkacak izin engeline takılması ihtimalleri kendisine sorulduğunda, Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin’in verdiği, “Türkiye’den Güney Akım Projesi’ne ilişkin gerekli izinler çıkmazsa alternatif projeler deneriz, olmadı Avrupa’ya sıvı gaz transferi formülünü devreye sokabiliriz” cevabını da bu cümleden değerlendirebiliriz. Herhalde Rusya bütün bu planlamaları yaparken salt kendi öz kaynaklarını gözönünde bulundurarak konuşmuyordur.

Nabucco Projesi ile ilgili belki de en önemli sorunlardan birisi de giderek artan maliyetler. Bu konudaki bir olumsuz gelişmeyi yine çok yakın bir zaman önce yaşadık. Proje için döşenecek doğalgaz boru hattının daha önce 7,9 milyar Euro olarak hesaplanan yatırım tutarı, maliyet artışları ve yeni keşif bedelleri sebebiyle 12-15 milyar Euro düzeyine çıktı. Elbette bu durum da Rusya çevrelerinde de memnuniyetle karşılanan bir gelişme oldu.

Geçtiğimiz hafta yaşanan bir diğer gelişme ise Nabucco ile ilgili hayalleri adeta baltalar nitelikteydi. Gaz tedariki konusunun belirsizliğini koruması nedeniyle, 2014’te başlayacak olan işlemlerin, 2017’ye alınmasıyla, proje sürecinin üçüncü büyük gecikmesi yaşanmış oldu. Nabucco Uluslararası Gaz Boru Hattı sorumlusu Reinhard Mitschek, Viyana’da yaptığı açıklamada, bu gecikmenin, Hazar ve Orta Doğu bölgesindeki tedarikçilerin zamanlamasındaki değişikliklerin bir sonucu olduğunu belirtirken, sürecin “gaz tedariki konusundaki vaatlerin yerine getirileceği belirtileri görülür görülmez” başlayacağını ifade etti. Hal böyle olunca başlangıç tarihinin bile netliğini kaybettiği bir projenin bitiş tarihi ile ilgili bir kehanette bulunmak gerçekten zor bir hale gelmiş bulunuyor.

Yaşanan bütün bu gelişmelerden sonra, Nabucco sürecine yönelik olumlu şeyler söylemek ve ümit dolu konuşmak zorlaşıyor. Herşeye rağmen projenin yapılabilirlik ve uygulanabilirlik potansiyeli ve Avrupa devletlerine sağlayacağı toplam yarar göz önünde bulundurulduğunda, ümitleri tamamen kaybetmenin de çok akılcı bir davranış olmayacağını düşünüyorum. Rusya’nın projeye sunmayı vaad ettiği katkıya gelirsek; sağlayacağı katkı bir kenara, Rusya’nın projeye ilişkin sürece şöyle veya böyle “zarar vermemesi” bile, projenin geleceği için yeterince fayda sağlayacaktır.

Hayreddin Aydınbaş

Gündem Rusya


Siz de yorum yazın